30 Eylül 2008 Salı
Righteous Kill (Orjinal Cinayetler)
8 Eylül 2008 Pazartesi
Kara Kule serisi Lost ekibinin ellerinde....

Stephen king imzalı"Kara Kule" Lost'un yapımcıları Damon Lindelof,Carlton Cuse ve J.J Abrams tarafından filme uyarlanacak.
Gizemli kahraman son Silahşor Gilead’lı Roland,konu gizem olunca lost ekibine doğru yola çıkmış durumda.Gelişmeler henüz çok ufak olsa da gerek king ve meshur silahşörün fanları gerekse her bölümüyle baş döndüren lost dizinin fanları için sayaç şimdiden açılmış durumda.
Lindelof,King'in 1982-2004 yılları arasında yazdığı yedi kitabı da sinema filmi yapacaklarını ama öncelikle ve haliyle Lost dizisinin bitmesi gerektiğini açıkladı.
5 Eylül 2008 Cuma
Retroseksüel Aksiyonda Yeni Baştacımız: BITCH SLAP

3 Eylül 2008 Çarşamba
Mirrors(2008) vs. Into The Mirror(2003)

2003 tarihli Kore yapımını her ne kadar kurgusu daha yerinde ve iyi bulsam da çekici ve etkili olan bu sefer remake versiyonu sanırım. Aynanın bize dönük yüzünden bir anlatımı tercih eden “Into the Mirror” da hikaye ve anlatımı çok daha gerçekçi olsa da,sırın arkasını gösteren “Mirrors” her anlamda geçmiş diğerini.
Farklı yönlere bir göz atarsak, yeni versiyonun Kore yapımı versiyondan epeyce bir farklılığı var. Final twisti ve kimi “sahnelerin” ortaklığından başka, sanki apayrı iki film. Bunu da ilk cümledeki tespite dayandırıyorum. Tekinsiz atmosfer yaratmanın Hollywoodvari vur kaç taktikleri yerine, kimi zaman fondan gelen ürkünç müzik kullanımı ile ya da kimi zaman garip bir mimikle sağlanması atmosfer açısından çok daha farklı kılmış kore versiyonunu.

Biraz da teknik ayrıntılara bakarsak....
Harika geniş plan çekimleri-ki bu derece konusu itibari ile dar alanda geçmesi gereken bir hikaye için- ve harikulade efektleri ile mirrors kesinlikle çok ama çok iyi. Karakterlerin içlerinin yeterince doldurulamamış olunması ve özensiz oyuculuklar keyfi hafif bozsa da mirrors kesinlikle boynuz-kulak ilişkisini bir tık daha geçmiş. Kore versiyonu da oyunculuk anlamında yetersiz kalmış. Bir eksi de onlara.

Önce remake izlemiş olmanın subjektif dezavantajına rağmen Hollywood bu sefer işi kotarmış. Tabi bunda A.Aja gibi bir yönetmenin payı büyük. İnkâr etmek yersiz olur…
Yazdıklarımı şöyle bir okudum da kimi yermişim kimi övmüşüm belli değil. Zaten konu da bu değil… Zafer aynaların.
Die Welle-Tehlikeli Oyun?

Konusundan kısaca bahsetmek gerekirse:Film çok net ve kısa bir soruyla başlıyor.Almanya’nın konu ile ilgili gündeme gelen her soruda veya açıklamada hafiften kızardığı faşizmin günümüz modern(?) toplumunda da gündeme gelip gelmeyeceği. Soru karşısında ilk zamanlar karşı çıkan öğrencilere bunu yaşatarak tecrübe etmelerini sağlayacak bir öğretmenin sonralarında çok zor durumda kaldığı bir nevi deney ile ilgili film.Filme konu olan deneylerin bilimsel yönlerini öğrenmek isteyenler oldukça geniş bir arşiv ve dokümanla kendilerini haşır neşir edebilirler.
Çok kısa bir zaman içerisinde(filme getirdiğim en temel eleştiri burada aslında, öğrenciler çok çabuk koyunlaşıyor) öğretmenlerinin otokrasinin sınırlarını ifade ettiği birtakım argümanlara adapte olan öğrenciler, kontrolü bir anda kaybedip deneyin gerçekleşmesi için oldukça meşru bir zemin hazırlığına girişiyorlar. Faşizan bir otokrasi için neler gerekir sorularının kısmi cevapları için ne gerekiyorsa yapılmaya çalışılıyor. Ortak üniforma olgusunu andıran kıyafetler, ortak selamlama ve aidiyet duygusunun dibine vurmak için gerçekleştirilmesi gereken tüm şeyler sonucunda, filme adını veren “die welle” yani “dalga” örgütlenmesi yola koyulur. Onlar artık ortak bir sembolü, kıyafeti, adı ve temsili olan bir gruptur. Öğrenciler ve başlarında adeta ilahlaştırdıkları öğretmen ile beraber artık kontrol sınırlarını aşan bir hareketlenmeye giderler.
Bir simülasyon olarak ortaya çıkarılan bu dalganın vurduğu kıyıları ne hale getireceğini kestirmekse artık daha güç olacaktır.

Filmin sonunu buradan ifşa edecek değilim elbette ki ama kitabını okuyanlar için çok daha etkisiz bir son bekliyor kendilerini. Uyarayım… Zira kurgu anlamındaki eksiklikleri sonda toparlayacaklar düşüncesi tatsız ve klişe bir sonla nihayetleniyor. Kitaptaki sonu filme uyarlasalarmış kesinlikle çok daha etkili bir final olurmuş.
Öğretmenin film boyunca kafadaki sorgulanışı güzel ama inandırıcılıktan yoksun birçok doneyi de bünyesinde toplaması boğazınızda gıcık oluşturmaya katkıda bulunabilir. Şimdi mi aklına geldi, ya da nerede dur diyecektin veya diyecek miydin gibi bir sürü soru işareti gıcığınızı şiddetlendirecek film bitince çünkü filmin sonunda dahi bu muallaktan kurtulamıyorsunuz.
Sonuç itibarı ile Almanya’nın atlattık gözüyle baktığı bir konuyu tekrar ele alması bakımında ilgi çekici olsa da, beyazperde de kitaptaki etkinin yarısını bile yapmadığı oldukça net.Yine de ilgisini çekenler göz atsın bence bir…
Not: Filmin öyle bol twistli bir yapısı olmamasına rağmen, ürkekçe kaleme alınmıştır. İzleyin tartışalım…
1 Eylül 2008 Pazartesi
Kung Fu Panda

