16 Aralık 2008 Salı

The Chaser -Chugyeogja- (2008)

Baylar ve bayanlarrrrr... Size 2008'in en iyi Kore filmini sunmaktan gururrrr duyarımmmm...
The Chaser (Chugyeogja)



Güney Kore sineması büyüleyicidir, bunu 1 milyon kez söyledim, söylerim de. Çünkü böyle bir sinema yok şu anda dünyada. İsterseniz sadece bir izleyici olun, isterseniz kamera arkasında çalışan biri, eğer fanboy değilseniz Kore sineması karşısında saygıyla eğilmemeniz için hiç bir neden yok. Her ne kadar Japonların "bez bebek"lik cinsliğine fazla da özenseler, hiç dibe sürüklenmeden kendi yağlarında harika işler çıkarmaya devam edip, sürekli yeni yeetenekler kendilerini göstermeyi biliyorlar... Bizim sinemamız gibi birkaç tekele ait değil adamların beyaz perdeleri. Her şeyi de beğenmiyorlar bizim gibi. Hele milyonların gittiği filmlere bakınca taşınasım geliyor yeminle buralardan...




The Chaser'a gelirsek, inanılmaz harika müthiş bir film. Kim tarafından yazıldı ve yönetildi peki? Hong-jin Na adında biri. Tanıdık gelmiyor tabii ki kulağa çünkü bu daha 35 yaşındaki bir adamın ilk filmi. Şaşılacak bir durum açıkçası. Bir insanın ilk filmi bu denli harikaysa gelecek filmlerini iple çekiyorum kendisinin.



Tajja filminin kötü karakterini, filmi izlemişseniz hatırlarsınız. Yun-seok işte burada farklı bir karakterde yer alıyor. Polislikten atılan bir pezevenk kendisi.


İşte bir çok "kızı" var ve bunları pazarlıyor ve kısa zamanda kızlarının "işi bırakma" durumunun farkına varıyor. Kızların emekli olmasına anlam veremeyen pezo da son (sözde) işi bırakan kızın peşine düşüyor ve tesadüf eseri bu kızların hep aynı müşteride buluştuktan sonra ortadan kaybolduğunu görüyor. Film de işte burada kendisini göstermeye başlıyor. Bunun bir Spoiler olduğunu sakın sanmayın. Filmin bir "seri katili yakala" filmi olduğu zaten kapağından bile belli. Karakterimiz polis değil ama polis arkadaşları var departmanda. Her türlü gücü kullanarak kızı bulmak istiyor film boyunca ve 2 saat boyunca karakterin kendi içinde nasıl değiştiğini, aslında nasıl "biz" olduğunu görüyoruz.

Filmin en büyük başarısı hikayedeki minik sırları size bir adım önceden anlatması ve sanki dedektif sizmişsiniz gibi, olayları karşıya aktarmaya çalışmanızı beklemesi. Uzun süredir böyle bir filmle karşılaşmamıştım açıkçası. Memories of a Murder'a bu yönü aslında bir hayli benziyor ama The Chaser'ın çok farklı yönleri var. Harika bir screenplay çalışması söz konusu öncelikle. Film aslında gayet karanlık bir film ama bazı yerler o bilindik Güney Kore mizahıyla doldurulmuş (bilerek). Özellikle karakol planları çok leziz. Hem biraz soluk almanıza, hem yan konuların ilerlemesine yardımcı oluyor hem de "klasik olay örgüsünde ironinin değeri" adlı dersi biz öğrencilere şipşak gösteriyor. Deli gibi kıskanıyorum Asyalı senaristleri ya bu yüzden. Allah nasıl bir yetenek vermişse artık...



Şöyle bir baktığımda nete, seri katil filmin tek zayıf noktası olarak gösterilmiş. Bence bu bilerek yapılmış bir şey. Mr. Brooks gibi bir karakter olsa daha mı iyi olurdu film? Hayır elbette. Katil karda yürüyüp de izini belli eden ama bundan zekasıyla kurtulan bir psikopat. ÖZellikle filmin sonuna denk gelen son kurbanını deştiği sahne inanılmaz. İNANILMAZ yani. 5 defa geri sarıp izledim.


Ayrıca film Gümney Kore'nin güvenlik merkezlerini de bir nebze olsun anlatmaya çalışmış. Böyle bir film Türkiye'de yapılsa "ya kardeşim karakollarda biz adam mı dövüyozz yanii sorgu esnasında, çiçek veriyozzz" derler, o filmi de çıkartmana izin vermezler. Yeni yönetmen resmen açmış ağzını yummuş gözünü. Gerçek hikayelere dayanmadığı için de filmi, çok göze batmamış galiba yoksa cidden filmde büyük insan hakları suçları var.



Öyle efekt kasmadan, onlarca karakter kullanmadan, onlarca mekanı talan etmeden, milyonlarca dolar harcamadan, onlarca kötü film çekmeden de harika filmlerin yapılabildiğini görmek heyecan verici gerçekten. Hollywood'un bu filmin remake'ini çekip sıçmaması için hiç bir neden yok aslında. Her şey olması gerektiği gibi. Yani bir sevişme sahneleri eksik :))) O da filmin kimliğine aykırı zaten.





Film sadece Kore'de 5 milyon bileti geçti. 7.si düzenlenen Kore Film Ödüllerinin de resmen süpürdü. Tam yedi adet ödül almış.




Aralık bitmeden kaç tane 2008 yapımı daha Kore filmi izlerim bilmiyorum ama fikrim değişmeyecektir sanırım. The Chaser 2008'in en iyi kore filmidir gözümde. Şimdi tek istediğim Rough Cut'ı ve The Good, The Bad, The Weird'ı izlemek. Bunlarda da epey potansiyel gördüm bakalım :))) 8.1/10


Detaylı bilgi: http://www.imdb.com/title/tt1190539/

Best Picture: The Chaser
Best Director: Na Hong-jin (The Chaser)
Best Actor: Kim Yoon-seok (The Chaser)
Best New Director: Na Hong-jin (The Chaser)
Best Screenplay: Na Hong-jin (The Chaser)
Lighting: Lee Chul-ho (The Chaser)
Editing: Kim Sun-min (The Chaser)


İNDİR:

1 yorum:

Sinan dedi ki...

I believe Rudy de Haas (Murphy) has room in his museum at the moment - why not apply?

I bet Kinect will not be magical either.

sesli sohbet - kaliteli sohbet could have made sohbet et - kameralı sohbet magical if they wanted to, they could have hired a man in a turtleneck to give a magical presentation and BAM... a islami sohbet - bedava chat Event (maybe a mirc sohbet product too, who knows.)

video izle would have been much cheaper to cet too. No wonder cinsellik sohbet overtaking chat, chat kanalları dini sohbet end mynet- sohbet kanalları know where NOT to spend their money. chat siteleri - sohbet odaları - cinsel sohbet - mirc - mirc indir - mirc - turkce mirc - muhabbet