2 Temmuz 2008 Çarşamba

The Ruins

Karşımızda çok satan bir romanın uyarlaması bir film var. Best seller olmuş bir roman olan “The Ruins” Türkçeye de İthaki yayınları tarafından çevrilmiş bulunmakta. Yazar Scott Smith senaryo dalında Oscar adaylığı olan biri ve bu işi ne denli iyi kıvırabildiğini bu filmde açık ve seçik olarak gözler önüne serebilmiş.

Filmin konusundan kısaca bahsetmek gerekirse, sürprizleri bozmayacak şekilde yazabilirim sanırım: Bir grup arkadaş zaten oldukça eğlenirken neden daha fazla eğlenmeyelim düşüncesi ile! Meksika’da bir ormanın derinliklerinde bulunan maya uygarlığına ait bir tapınağa doğru ilerlemeye başlarlar. Sonrası zaten amansız bir ölüm kalım mücadelesi şeklinde devam ediyor. Ama inanın bunu çok iyi bir şekilde yapıyor. Ve bu nokta da çoğu benzerinden ayrılıyor.

Filmin tarzındaki temel sorunların bu filmde minimumda olması, beni filmi önemsemeye iten büyük bir neden aslında. Diyaloglar oldukça yerinde kullanılmış. Filmin temposunda ve akışında da hiçbir problem yok. Karakterlerimizin temsil ettikleri ruh durumları ve imgeler kimi yerde fazla birbirine karışmışsa da temel anlamda filmin dinamiğine hiçbir şekilde zarar vermiyor. Keza karakterlerin temsil ettikleri şeylerin filmin geneline bakıldığında çok daha anlamlı olduğunu vurgulamak gerekiyor. Oyunculuk anlamında biraz sorunlu bir yapısı olmasına rağmen bu da sizi eminim pek rahatsız etmeyecektir.


Filmin vaat ettiklerini, bir düşününce üzerine düşen vazifeyi oldukça yerine getirdiğini söylemeden edemem. Bu tarz filmlerin inandırıcılık ve tahammül sınırlarını aşan işin vahşet kısmı o kadar ustaca ve yerinde kullanılmış ki kimi yerde yaratılan ve sunulan bu gerçekçiliğe pes bile diyebiliyorsunuz. Keza filmde öyle bir sahne var ki beni benden aldı. Sanırım bir daha bahsettiğim o sahneyi izleyemem. Son cümlelerimden amaçsız şiddet filmlerinde birisi daha mı yoksa gibi bir anlam çıkaracakları en yakın hostele uğurlayarak yoluma devam etmek isterim.

Yakın zamanda çok ama çok kötü örneklerini izlediğimiz tarzın sineması için önemli bir adım daha olmuş bir film. Olanca doğaüstülüğüne rağmen. bana izlerken inandırdı film ekibi. Önemli nokta da burası sanırım.

“Descent” severleri özellikle izlemeye yönlendirmek isterim. Spoiler olmaması için film hakkında yazmak istediklerimin çok önemli bir kısmını yazamıyorum. İzleyin konuşalım. Şimdiden iyi seyirler…

2 yorum:

Volkan T. dedi ki...

raven kardaş şeye değinmemiş, aslında bir diğer hoş noktası. bu filmde öyle dev canavarlar, dehlizler, gulyabaniler vb şeyler yok, bir tane çok masum bişi var ama o da filmdeki ana "evil" öğe değil. insanın olduğu yerde bela olurun güzel bir özeti sunuluyor.

C-none dedi ki...

Film fena değilmiş hakkaten. Beğendim. The Descent ile benzerlikler var, soundtrack'ler benzer, finaldeki orman içinde koşuşturmaca da yakın bir his uyandırdı. Sevgilisel olaylar (aldatma hususu vs) ve arkadaş bıçaklama muhabbeti de tanıdık geldi. iyki önerdin Raven'cım teşekkür ederim.

Kendi çapında "terror has evolved" tagline'ı ve film içinde geçen "four americans on vacation can't just disappear" cümleciğiyle zihinlerde bir "hmmm" yaratıyor. ilgi çekici. Megavolkan'ın sorduğu gibi filmdeki evil öğe gençlerimizin mücadele ettiği "şey" mi yoksa aşağıda bekleyen yerliler mi? olayın insandan insana bulaşmadığı aşikar sonuçta.